Özlem Vural Gürzel zirveye çıkmak yetmez, önünüzdeki sürpriz ve Beykoz’un kaybolan zamanı!
Siyasette insanın karşısına bazen planlayarak elde edemeyeceği fırsatlar çıkar. Yıllarca çalışarak, basamak basamak ilerleyerek ulaşılabilecek bir noktaya, bazen hiç beklemediğiniz bir anda gelirsiniz. İşte o an, hayatınızın en büyük şansı olduğu kadar en büyük sınavınızın da başlangıcıdır.

Çünkü fırsatın gelmesi başka, o fırsatı yönetebilmek bambaşkadır.
Özlem Vural Gürzel’in bugün bulunduğu noktaya baktığımda tam da böyle bir tablo görüyorum.
Bir insanın önüne adeta kırmızı halı serilmiş olabilir. Devletin imkânlarına ulaşabileceği, önemli isimlerle doğrudan temas kurabileceği, siyasi olarak önünün açılabileceği bir dönem yaşayabilir. Hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dikkatini çekmek, kendisiyle doğrudan görüşebilmek ve olumlu bir izlenim bırakabilmek bile başlı başına önemli bir siyasi avantajdır.
Ancak siyasette en zor şey zirveye çıkmak değildir.
Asıl mesele, zirvede kalabilmektir.
Çünkü zirveye çıkan insanın çevresindeki kalabalık arttıkça, gerçek dost ile siyasi hesap yapan arasındaki çizgi de giderek belirsizleşir. İnsan artık kendisine söyleneni değil, duyması gerekeni duymaya başladığında tehlike çanları çalmaya başlar.
Benim Özlem Vural Gürzel açısından gördüğüm temel risk de tam burada başlıyor.
Zirve tek kişiliktir
Siyasetin acı ama değişmez kurallarından biri şudur:
Zirve tek kişiliktir.
Oraya çıktığınızda etrafınızda yüzlerce insan olabilir ama karar anında yalnızsınızdır. Sizi alkışlayanların sayısı çok olabilir; fakat yanlış bir kararın siyasi sorumluluğunu sizin yerinize kimse üstlenmez.
Bugün etrafınızda bulunanların yarın nerede duracağını da ancak zaman gösterir.
Bu nedenle bir belediye başkanının en önemli ihtiyacı, kendisini sürekli öven insanlar değil; gerektiğinde karşısına geçip “Başkan, burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilecek insanlardır.
Tecrübeli, liyakatli, siyasi hesaplarını başkanın geleceğinin önüne koymayacak bir ekip…
İşte asıl ihtiyaç budur.
Çünkü makam sahibi olan insanın çevresinde herkes konuşur. Fakat herkes doğruyu söylemez.
Siyaset bir akıl oyunudur
Ve tam bu noktada siyasetin başka bir gerçeğini hatırlamak gerekir:
Siyaset bir akıl oyunudur.
Siyasette herkes yalnızca bugünü düşünmez. Bugünün yanında yarını, sonraki seçimi, sonraki adaylığı ve bir sonraki güç dengelerini de hesaplar.
Bu nedenle bir siyasetçinin etrafındaki insanları değerlendirirken yalnızca “Bugün bana ne söylüyor?” diye bakmak yetmez.
“Asıl hedefi ne?”
“Beni nereye götürüyor?”
“Beni kimlerle buluşturuyor?”
“Zamanımı nerede harcatıyor?”
“Beni sahaya mı çıkarıyor, yoksa kendi çevresinin içerisinde mi tutuyor?”
Ve belki de en önemlisi:
Benim güçlenmemden mi, yoksa benim üzerimden kendi geleceğini kurmaktan mı yana?
Bu soruların tamamı önemlidir.
Beykoz açısından baktığımda ise burada çok daha dikkatli olunması gereken bir siyasi denklem görüyorum.
Murat Aydın ve Hanifi Dilmaç’ın gölgesi
Önceki Belediye Başkanı Murat Aydın ve AK Parti Beykoz teşkilatında önemli siyasi ağırlığı bulunan Hanifi Dilmaç’ın yıllardır oluşturduğu siyasi çevrenin, bugün de Beykoz siyasetinde etkisini sürdürmesi şaşırtıcı değildir.
Ancak benim burada dikkat çekmek istediğim nokta kişilerden çok siyasi organizasyon mantığıdır.
Dışarıdan bakıldığında, Murat Aydın ve Hanifi Dilmaç’la birlikte hareket etmiş bazı isimlerin Özlem Vural Gürzel’in çevresinde, hatta en yakınındaki halkada yer aldığı yönünde güçlü bir siyasi görüntü ortaya çıkıyor.
Eğer bu görüntü gerçekten böyle bir organizasyonun sonucuysa, bunun anlamı yalnızca “başkana yardımcı oluyorlar” değildir.
Daha farklı bir siyasi okuma da yapılabilir:
Özlem Vural Gürzel’in etrafında, onun kendi siyasi yolunu kurmasını geciktirecek bir çevre oluşturuluyor olabilir.
Çünkü siyasette insanın yanına kimi koyduğunuz, çoğu zaman size hangi yolu göstereceğinizi de belirler.
Bir sonraki adımı daha rahat atabilmek isteyenler, bugünkü güç merkezlerinin çevresine kendi insanlarını yerleştirebilirler.
Bu nedenle mesele “Kim kimin adamı?” tartışmasına indirgenmemeli.
Asıl soru şudur:
Özlem Vural Gürzel’in yanında bulunan insanlar, Özlem Vural Gürzel’in önünü mü açıyor, yoksa kendi siyasi geleceklerinin önünü mü?
İşte cevabı aranması gereken soru budur.
Başkanın önüne doğru adımı attırmamak
Siyasette bazen bir insanı durdurmak için önüne açıkça engel koymanız gerekmez.
Onu sürekli meşgul etmeniz yeterlidir.
Bir ziyaret…
Bir toplantı…
Bir teşkilat programı…
Bir başka ziyaret…
Bir başka toplantı…
Bir başka fotoğraf…
Gün biter.
Hafta biter.
Ay biter.
Ve başkan farkına varmadan en değerli kaynağını, yani zamanını kaybetmiş olur.
İşte bu nedenle, Özlem Vural Gürzel’in çevresine yerleştirildiği düşünülen bazı isimler konusunda asıl bakılması gereken nokta şudur:
Bu insanlar başkanın doğru adımı atmasını kolaylaştırıyor mu?
Yoksa başkanı sürekli kendi bildikleri siyasi güzergâhta dolaştırarak, onun kendi yolunu çizmesini geciktiriyor mu?
Çünkü bir sonraki adımı daha rahat atabilmek için, bugün başkasının doğru adım atmasını engellemek siyasette yabancı bir yöntem değildir.
Bunu açıkça söylemek gerekir:
Bir siyasetçiyi etkisiz hale getirmenin en kolay yollarından biri, onu yanlış işlerle meşgul etmektir.
En büyük tehlike: Başkanın zamanını çalmak
Bir belediye başkanının en değerli sermayesi para değildir.
Zamandır.
Bir başkanın dört ya da beş yıllık görev süresi vardır. O süre içerisinde yapılabileceklerin sınırı bellidir. Her günün, her haftanın, her ayın bir karşılığı vardır.
Bu nedenle başkanı sürekli ziyaretlere, toplantılara, parti içi buluşmalara, aynı çevre içerisindeki tekrarlanan programlara taşıyan bir düzen, iyi niyetli görünse bile sonuçta belediye başkanının halktan uzaklaşmasına neden olabilir.
Özlem Vural Gürzel’in önündeki asıl mesele de burada ortaya çıkıyor.
Eğer bir belediye başkanı gününün önemli bölümünü kendisini zaten destekleyen çevrelerle geçirmek yerine, Beykoz’un sokaklarında, mahallelerinde, esnafının arasında, gençlerinin yanında, kadınlarının taleplerini dinleyerek ve vatandaşın gerçek sorunlarını görerek geçirirse çok daha farklı bir siyasi tablo ortaya çıkar.
Çünkü belediye başkanının gerçek seçmeni makam odasında değildir.
Sokaktadır.
AK Parti teşkilatının içinde kaybolmak başka, AK Parti’nin desteğini yönetmek başka
Özlem Vural Gürzel’in AK Parti’ye geçmesinin ardından AK Parti teşkilatlarıyla ilişki kurması elbette siyasetin doğal sonucudur. Hiç kimse bir siyasi partinin içerisinde teşkilatla ilişki kurmadan siyaset yapamaz.
Ancak mesele başka bir noktaya geldiğinde sorun başlar.
Bir belediye başkanının siyasi çevresi genişleyeceğine daralıyor, aynı kişiler etrafında dönmeye başlıyor ve belediye başkanı sürekli kendi siyasi mahallesinin içine çekiliyorsa, burada ciddi bir yönetim problemi doğabilir.
Çünkü Beykoz sadece AK Parti teşkilatından ibaret değildir.
Beykoz’da CHP’lisi de vardır, MHP’lisi de vardır, başka partilere oy veren de vardır, hiçbir partiye bağlı olmayan da vardır.
Belediye başkanının görevi parti teşkilatını memnun etmekten önce Beykoz’un tamamını yönetmektir.
Dolayısıyla Özlem Vural Gürzel’in önündeki en büyük fırsatlardan biri, kendisini yalnızca AK Parti tabanının değil, Beykoz’un tamamının belediye başkanı olarak konumlandırabilmesidir.
Bunun yolu da teşkilat koridorlarından çok Beykoz sokaklarından geçer.
Başkanın çevresindeki insanlar geleceğini belirlememeli
Özlem Vural Gürzel’in en önemli yapması gereken işlerden biri, kendisine gerçekten ait bir yönetim aklı oluşturmasıdır.
Bu ekipte geçmişten gelen siyasi aktörlerin temsilcileri olabilir. AK Parti teşkilatından gelen insanlar olabilir. Bürokratlar olabilir. İş dünyasından isimler olabilir.
Ama temel kriter tek olmalıdır:
Özlem Vural Gürzel’in siyasi geleceğini değil, Beykoz’un geleceğini düşünecekler mi?
Eğer cevap evetse mesele yoktur.
Ama bir insanın yanında bulunan kişi, kendi gelecekteki siyasi hesabını başkanın kararlarından daha fazla önemsiyorsa, o kişi başkana yardımcı olmaktan çok başkanın önünü kapatır.
Bunu anlamanın yolu da basittir:
Başkana sürekli kimleri götürüyorlar?
Başkanı kimlerle görüştürüyorlar?
Başkanın zamanını kimler alıyor?
Başkan hangi toplantılara katılıyor?
Başkan hangi vatandaşların arasında?
Ve en önemlisi:
Başkanın önüne gerçekten proje mi koyuyorlar, yoksa program mı?
Çünkü program yapmak kolaydır.
Proje üretmek zordur.
Billboard siyaseti ile hizmet siyaseti aynı şey değildir
Bugün belediyelerin önemli bir bölümü için en büyük tehlikelerden biri, yapılan işten çok yapılan işin reklamının öne geçmesidir.
Bir billboarda güzel bir fotoğraf koyabilirsiniz.
Bir ziyaretin fotoğrafını paylaşabilirsiniz.
Bir açılış yapabilirsiniz.
Bir toplantıyı haberleştirebilirsiniz.
Bir makam ziyaretini başarı hikâyesi gibi sunabilirsiniz.
Ama bütün bunların toplamı bir belediye vizyonu oluşturmaz.
Vatandaş bir süre sonra şu soruyu sorar:
“Bütün bunların sonunda benim hayatımda ne değişti?”
İşte gerçek sınav budur.
Beykoz’un ulaşım problemi ne olacak?
Trafik nasıl rahatlayacak?
İmar sorunları nasıl çözülecek?
Gençler için ne yapılacak?
Sosyal belediyecilik hangi noktaya taşınacak?
Kadınların ve çocukların hayatını kolaylaştıracak hangi projeler üretilecek?
Beykoz’un doğal, tarihi ve kültürel değerleri nasıl korunacak ve ekonomiye kazandırılacak?
İlçenin turizm potansiyeli nasıl değerlendirilecek?
Esnaf ne kazanacak?
Mahallelerin yıllardır biriken sorunları nasıl çözülecek?
Bunların cevabı yoksa, yüzlerce ziyaretin de onlarca billboardun da siyasi karşılığı sınırlı kalır.
Devlet desteği büyük bir fırsattır; ama aynı zamanda büyük bir sorumluluktur
Özlem Vural Gürzel açısından bugün önemli bir avantaj olduğu söylenebilir.
Siyasi olarak yeni bir döneme girilmiş olması, merkezi yönetimle daha güçlü ilişkiler kurulabilmesi ve devlet desteğinin daha görünür hale gelmesi, Beykoz için büyük bir fırsata dönüşebilir.
Fakat bu fırsatın bir başka yüzü daha vardır:
İmkân arttıkça mazeret azalır.
Desteğiniz varsa daha büyük işler yapmak zorundasınız.
Kaynak varsa daha görünür sonuç üretmek zorundasınız.
Ankara’da kapılar açılıyorsa, Beykoz’da bunun karşılığını göstermek zorundasınız.
Aksi halde vatandaş bir süre sonra şunu sorar:
“Bu kadar imkân varken neden sonuç göremiyoruz?”
İşte bu soru, herhangi bir siyasi partinin iç tartışmasından çok daha önemlidir.
Özlem Vural Gürzel’in asıl sınavı şimdi başlıyor
Özlem Vural Gürzel’in CHP’den ayrılarak AK Parti’ye geçişi ve ardından Beykoz Belediye Başkanlığı koltuğuna oturması, siyasi hayatındaki olağanüstü hızlı gelişmelerden biridir.
Bu hızlı yükseliş elbette bir başarıdır.
Ama aynı zamanda bir uyarıdır.
Çünkü hızlı yükselen insanlar bazen yükselişin hızına kapılırlar.
Oysa siyasette hız kadar yön de önemlidir.
Yanlış yönde çok hızlı ilerlemek, doğru yönde yavaş ilerlemekten daha tehlikelidir.
Şimdi Özlem Vural Gürzel’in önünde çok açık bir tercih bulunuyor:
Ya kendisini sürekli bir yerden başka bir yere götüren, programdan programa taşıyan, aynı siyasi çevrenin içerisinde dolaştıran düzenin içinde kalacak…
Ya da bütün bu kalabalığın arasından çıkıp kendi yolunu çizecek.
Kendi ekibini kuracak.
Kendi projelerini ortaya koyacak.
Beykoz’u dinleyecek.
Ve en önemlisi, kendisine “Başkanım çok iyisiniz” diyenlerden çok, “Başkanım burada hata yapıyorsunuz” diyebilen insanları yanında tutacak.
Çünkü yarın adaylık başka bir mesele olacak
Özlem Vural Gürzel’in unutmaması gereken önemli bir siyasi gerçek daha var:
O, AK Parti’nin geleneksel teşkilat yapısından yetişerek bugün bulunduğu noktaya gelmiş bir siyasetçi değil.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde siyasi dengeler değiştiğinde, bugün yanında bulunanların yarın aynı yerde duracağının garantisi yoktur.
Siyasette adaylıklar hiçbir zaman kişisel mülkiyet değildir.
Bugün sizin oturduğunuz koltuk için yarın başka bir isim gündeme gelebilir.
Bugün size destek verenler, yarın başka bir adayın yanında yer alabilir.
Bugün alkışlayanlar, yarın siyasi hesabını değiştirebilir.
Dolayısıyla Özlem Vural Gürzel’in güvenmesi gereken şey, başkalarının kendisi hakkındaki düşüncesi değil; kendi ortaya koyduğu başarıdır.
Başarı varsa, adaylık tartışması başka bir zeminde yürür.
Başarı yoksa, hiçbir siyasi ilişki sonsuza kadar güvence sağlamaz.
Kaybeden belediye başkanlarının ortak itirafı
Meslek hayatında belediye başkanlarıyla yapılan sohbetlerde yıllar sonra ortaya çıkan ortak bir cümle vardır:
“Keşke o kadar çok ziyarete gitmeseydim.”
“Keşke bana gelen herkesi kabul etmek yerine zamanımı projelere ayırsaydım.”
“Keşke daha fazla sahada olsaydım.”
“Keşke halkın arasında daha çok bulunsaydım.”
Bunlar seçim kaybedildikten sonra söylenen cümlelerdir.
Fakat önemli olan, bunları seçimden sonra söylemek değil, seçimden önce anlayabilmektir.
Özlem Vural Gürzel’in henüz zamanı var.
İmkânı da var.
Üstelik önünde birçok siyasetçinin yıllarca uğraşarak elde edemeyeceği bir siyasi fırsat bulunuyor.
Bu yüzden bugün yapılan eleştiriler bir “sonuç” tespiti değil, bir uyarı olarak okunmalıdır.
Beykoz hâlâ bekliyor
Beykoz’un ihtiyacı daha fazla protokol fotoğrafı değil.
Daha fazla gerçek proje.
Daha fazla saha çalışması.
Daha fazla vatandaş teması.
Daha fazla vizyon.
Daha fazla sonuç.
Beykoz’un, siyasi çevrelerin kendi içerisinde dolaşan bir belediye başkanından çok, ilçenin tamamına dokunan bir belediye başkanına ihtiyacı var.
Özlem Vural Gürzel’in önünde gerçekten büyük bir fırsat var.
Ancak fırsatlar sonsuza kadar beklemez.
Bugün önünüze serilen kırmızı halı, yarın geri çekilebilir.
Bugün açılan kapılar, yarın başka insanlara açılabilir.
Bugün sizi zirveye taşıyan rüzgâr, yarın tersine dönebilir.
Bu nedenle mesele artık “Özlem Vural Gürzel nasıl bu noktaya geldi?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Özlem Vural Gürzel, kendisine verilen bu olağanüstü fırsatı ne yapacak?
Kendisini çevreleyen siyasi kalabalığın içerisinde kaybolacak mı?
Yoksa o kalabalığın arasından sıyrılıp kendi ekibini, kendi projelerini ve kendi siyasi yolunu mu oluşturacak?
Çünkü zirveye çıkmak bir başarıdır.
Ama zirvede kalmak için başka bir akıl gerekir.
Ve siyasette en tehlikeli an, insanın zirveye çıktığını düşündüğü andır.
Çünkü o andan sonra herkes sizi yukarıda tutmak için değil, kendi hesabı kadar yukarıda tutmak için çalışabilir.
Özlem Vural Gürzel’in önündeki sürpriz tam da burada.
Bir kırmızı halı serilmiş.
Kapılar açılmış.
Zaman var.
İmkân var.
Devlet desteği var.
Siyasi alan var.
Şimdi geriye tek bir şey kalıyor:
O kırmızı halının nereye gittiğini görmek.
Görecek mi?
Göremeyecek mi?
Bunu bugün hiç kimse kesin olarak bilemez.
Ama bir gerçek var:
Beykoz’un zamanı beklemiyor. Özlem Vural Gürzel’in zamanı da beklemiyor.
FlasHaber.com.tr