Siyasi akıl mı, görünmeyen bir mutabakat mı?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihindeki en ilginç dönemeçlerden birini yaşıyoruz.
Bir yanda adı her gün ayrı bir tartışmayla anılan, iddiaların gölgesinde kalan, lüks yaşam eleştirilerinden danışman maaşlarına, gayrimenkul tartışmalarından rüşvet iddialarına kadar onlarca dosyayla gündemde duran bir Ekrem İmamoğlu…
Diğer yanda ise tüm bu tartışmaların “savunma hattı” haline dönüşmüş bir CHP Genel Başkanı: Özgür Özel.
Türkiye’de son yıllarda siyaset çok sert, çok hızlı ve çok iç içe yaşanıyor. Buna alıştık.
Fakat bir genel başkanın, kendi siyasi geleceğini riske atacak derecede, “hiçbir eleştiriye kulak vermeden, her krizde ilk refleksi savunma olan” bir çizgiye sapması pek alışıldık bir davranış değil.
Bu nedenle şu soruyu artık daha gür sormak gerekiyor:
Özgür Özel’i Ekrem İmamoğlu’na bu kadar bağlayan nedir?
Siyasetin Doğasında Sadakat Var Ama Biat Yoktur
Siyasi hayatın doğasında dayanışma vardır. Adaylar birbirini destekler, liderler belediye başkanlarına arka çıkar, parti içerisinde birlik görüntüsü verilmek istenir.
Ama biat başka bir şeydir.
Biat, iradeyi devretmektir.
Biat, sorgulamayı bırakmaktır.
Biat, partiyi tek bir kişiye mahkûm etmektir.
Bugün CHP’de yaşanan tam olarak budur.
Ve bu durum sıradan bir “destek” ilişkisi değildir. Özgür Özel’in temposu, miting sıklığı, savunma refleksleri, sahneye çıkma biçimi şunu gösteriyor:
Parti, fiilen bir siyasi enerji havuzuna bağlanmış durumda: Ekrem İmamoğlu havuzuna.
Bu kadar sert ifade ediyorum çünkü gerçek tablo bunu işaret ediyor.
Ortaya Dökülen İddiaların %99’u Abartı Olsa Bile…
Kabul edelim; siyasette iddia bitmez.
Kimi doğru çıkar, kimi yanlı çıkabilir, kimi abartılır.
Ama CHP’nin İstanbul’da ve ilçelerinde ortaya saçılan iddialar öyle “sıradan” dosyalar değil.
Soru şudur:
İddiaların %99’u abartı bile olsa kalan %1’i Özgür Özel için neden alarm değil?
Neden bir genel başkan, en hafifinden “etik tartışma” konusu olan danışman maaşlarından, lüks yaşam eleştirilerinden, teşkilata sızan müteahhitlerin etkisinden, delegelere verilen avantalardan, pavyon iddialarından, ihale yakın ilişkilerinden rahatsızlık duymaz?
Daha da önemlisi:
Neden bunlar karşısında tek bir kez bile “biz bu iddiaları inceleriz” deme ihtiyacı hissetmez?
Bu soruların cevabı siyaseten çok önemlidir. Çünkü Özgür Özel’in bu tutumu, sadece CHP’nin mevcut sorunlarını büyütmekle kalmıyor; Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir kişinin imajına, performansına ve kaderine bağlayan tehlikeli bir çizgi ortaya çıkarıyor.
“Seçimi kaybedersek 30 yıl yerim” sözünün ima ettiği gerçek
Özgür Özel’in “seçimi kaybedersek ben de 30 yıl yerim” sözü durduk yerde söylenmedi.
Bu bir itiraf mıdır?
Bir korku mudur?
Bir baskı mıdır?
Bir “mecburiyet” ifadesi midir?
Yoksa İmamoğlu’nun elindeki bir dosyaya, bilgiye ya da siyaseten kurulmuş bir mecburi ilişkiye mi işaret ediyor?
Bunları bilmiyoruz.
Ama şunu biliyoruz:
Bir genel başkan, böyle bir cümleyi ancak kendisiyle ilgili değil, partiyle ilgili değil, ülkeyle ilgili değil, başka bir aktörün kaderiyle bağ kurulduğunda söyler.
Siyasette bu tür ilişkiler genellikle iki temelde ortaya çıkar:
Güç dengesine dayalı zorunlu ittifaklar
Mecburiyet doğuran özel bilgiler, özel ilişkiler veya karşılıklı bağımlılıklar
Bugün kamuoyunda konuşulan –benzinlikteki 20 milyon dolar gibi– iddialar doğru mudur bilinmez.
Ancak bu kadar güçlü söylentilerin dahi parti yönetimi tarafından hiç ciddiye alınmaması başlı başına siyasi bir sorudur.
Eğer doğruysa büyük skandal, yanlışsa daha büyük skandal.
Çünkü yanlış bir iddiayı bile çürütmeye gerek görmeyen partide kurumsallık kalmamış demektir.
İmamoğlu’nun siyasi gerçekliği: Bir belediye başkanından çok daha fazlası
Ekrem İmamoğlu artık klasik bir “büyükşehir belediye başkanı” değil.
Parti mekanizmasını, delegeleri, ilçe örgütlerini, belediye kaynaklarını, medya ilişkilerini, danışman ordusunu, imaj mühendisliğini, kamuoyundaki popülariteyi bir arada yöneten bir siyasi merkez.
Ve Özgür Özel, bu merkezin dışına çıkması halinde siyaset yapamayacağını düşünüyor olabilir.
Yani mesele şu:
Özgür Özel’i bağlayan şey ideolojik bir birliktelik değil; güç dengesinin tek taraflı kaymış olmasıdır.
CHP’nin Tarihsel Krizi: Parti, bir kişi siyasetine dönüştürülüyor
CHP, Türkiye’nin en köklü siyasi kurumu.
Kurtuluş Savaşı’nın siyasal hafızasını taşıyan, devlet kuran, devleti dönüştüren bir siyasi damar.
Ama bugün geldiğimiz noktada:
CHP, bir kişinin etrafında şekillenen bir kurtuluş planına mahkûm edilmiş gibi.
Türkiye’nin etrafı ateş çemberiyken, uluslararası dengeler altüst olurken, ekonomi tarihinin en kırılgan dönemindeyken CHP’nin tüm enerjisinin İstanbul’da “kanalizasyon yaptırmakla övünen asfalt dökemeyen bir belediye başkanının” siyasi bekasına bağlanması kabul edilebilir mi?
Ülkenin geleceği, bir kişinin siyasi hırsından daha değerli değil mi?
Sonuç: Soru açık, cevap henüz yok
Bu yazının tüm amacı şu kritik soruyu masaya koymak:
Özgür Özel’i Ekrem İmamoğlu’na bu kadar bağlayan şey nedir?
Bu sorunun cevabı bulunmadan:
* CHP’nin de
* muhalefetin de
* Türkiye siyasetinin de istikrara kavuşması mümkün değildir.
Bugün Özgür Özel’in yaptığı şey, siyasi akılla açıklanabilecek sınırları aşmış durumda.
Ve bu tablo, sadece bir liderlik krizi değil; CHP’nin geleceğini ipotek altına alan bir bağımlılık ilişkisidir.
Bu bağımlılığın kaynağı neyse –gizli anlaşma, siyasi mecburiyet, güç dengesi, bilgi dosyası ya da psikolojik bir bağ– ortaya çıkmadan Türkiye’de muhalefet yeniden ayağa kalkamaz.
İşte bugün konuşmamız gereken asıl mesele budur.

FlasHaber.com.tr